Şöyle bir şey fark ettim: Yazıları kıskandıracak derecede fazla yorum alan blog yazarlarının çoğu, gelen yorumlara cevap veriyor.
Bununla demek istediğim şey: "Yorumların altına cevap yazıp, yorum sayısını arttırıyorlar!" değil, daha çok okuyucularına ve onların düşündüklerine önem verdiklerini hissettirip, blog'larını okumuş insanlara blog'a tekrar dönmelerini teşvik ediyorlar farkında olmadan. (Returning Visitors, ov yes!)
Ben bunu yapmıyorum. Çünkü ben süperim. Şaka.. Yapmıyorum; çünkü yorumların altına cevap verip, yorum sayımı arttırıyormuşum gibi geliyor. Tamamen kendi güvensizliğimden kaynaklanan bir şey yani.
He, blog'umun bok gibi olmasının da insanların bir daha gelmemesiyle bir ilgisi olabilir tabi.
O yüzden, bu halkla ilişkiler sorunsalını daha ciddiye alıp, gelen yorumlara cevap vermeye karar verdim. Gerçi ben kararlarından çabuk dönebilen, ayrıyetten epey de tembel bir insanım. Çok güvenmeyin yani..
Ne bileyim ya, hayat boş falan..
Sunday, October 25, 2009
Tuesday, October 20, 2009
Mutfakta Amansızca Gelen Yazma İsteği Pt.1
-Yazı formatını bilen arkadaşlar, başlığın neden "Tuvalette" değil de "Mutfakta" olduğunu merak etmiş olabilirler. Cevabı da başlıkta gizli, hatta gizli bile değil.
-Gene de eski "Tuvalette" yazılarını bulup, kaçıncı part'ta kaldığımı öğrenmeye üşendiğimden "Mutfak" mekanına bir meyil etmiş bulundum, tembelliğin bu kadarı!
-Partikül demek ne güzel şey yahu..
-Hehe, hepiniz partikül dediniz az önce-bence!
-Bir kısmınız da bunun ucuz bir espri olduğunu düşündü büyük olasılık..
-Partikül de mutfakta bulaşıkları makineye dizerken dilime düşüverdi. "Yemek partikülleri makinede tıkanma yapar, madem elimde yıkamak durumunda kalıyorum bu partikülleri, o zaman ne diye makinemiz var a.k." Ne işe yararsın lan sen?!

-Hastalandım. Domuz gribi oldum diye korktum ilk; ama telaşa mahal yok dedim sonra kendi kendime. Zira yeni aldığım GS antreman formama hayranlığımdan dolayı şort-forma gezip durdum evde. Boğazımı üşütünce de kick-box'a gittim inat style, sonunda böyle oldu.

-Kick-box dedim de, Ömer Hoca'ya burdan teessüflerimi iletmek istiyorum. Bana çıtkırıldım dedi! Yahu bünyem böyle ben n'apayım, eskiden daha kötüydüm üstelik. Spora da gitmesem, bi' gün yolda düşüp öleceğim durduk yere..
-Kış geliyor.
-Ablamla çıktığım alışverişte, ilk defa içime sinen bir mont aldım. Mont almak malum meşakkatli iştir. Outlet mağazalardan alınır genelde. Onun için de taa anasının nikahına gidilir hatta. Ben Metrocity'de buldum şansıma. Zaten outlet mağazalardan alınan montlar haddinden büyük olur ve sizi bir ilkokul çocuğu gibi gösterir. Benim daha önceki montum da söz konusu durumun tam örneğiydi yani. Bi' de garip bir tasarımı var, giyince Michelin lastiklerinin maskotuna benziyorum. O da deforme olmuş prezervatife benziyor zaten.
-Hatta ben bu prezervatif benzetmesini daha önce de yapmış olabilirim, hatırlayamadım şimdi.

Sapık gibi de bakıyor lastiğe, neresine dayamışsa.. Tövbe tövbe! Pis herif!
-Ulan (Ananı da al git!-Unutma, unutturma..) uzun zamandır şuraya böyle uzun yazı yazmıyordum. Yazacağım tuttuğu an internetin göte geleceği tuttu. Hiçbir yere giremiyor, msn açılmıyor, blogspot da yazdıklarımı kaydetmiyor. Bekle beni Wordpad..
-Stalker izledim, Andrei Tarkovsky'den. Tespitlerim var elbet, kendi sikko çapımda. Ama şu yazıya onu sıkıştırırsam kimse okumaz burdan itibaren. O yüzden Gökhan diye bir arkadaşıma "Film blog'u açalım mı lan?" diye teklif götürdüm, benim kadar hevesli olmasa da kabul etti. Sonra isim bulmaya çalışırken yorulup vazgeçtik. Belli olmaz gene de..

-Stalker'e götüm girsin bu arada. Ebem ağaç oldu. Ne uzun çekimler. Bazı sahneler görsel olarak şahane; ama bazıları da var ki bir Yeşilçam klasiğinde Tarık Akan, Gülşen Bubikoğlu'nun peşinden koşuyor kırlar ve ağaçlar arasında, o kadar özelliksiz. Orda diyaloğa dayanmış zaten çakal Tarkovsky..
-Gülşen Bubikoğlu da ne tatlı hatunmuş gençliğinde.

-Bu arada büyük yazarların Ruslardan çıkmasına hiç şaşırmıyorum. Adamların isimdeki taşaklılık oranına gel: Dostoyevski! Tarkovsky! Lebowski!
-Sonuncusu olmadı..
-Gerçi bi' de Gogol var mesela, "Mihehahü!" diye gülünesi..
-Ruslar bence en makbul millettir. Kızları mükemmele yakın, mükemmel ve mükemmel ötesi. Adamları desen çirkin mi çirkin; ama edebiyata, bilime, sanata katkıları yadsınamaz. Herifler, kız konusunda tehdit değil yani. Mesela İtalyanlar hiç öyle mi? Herif üçgen, hem de yakışıklı, üstelik doktor! Birini seç birini doyumsuz öküz! Ruslar'dan örnek al! Bilim, sanat, edebiyat olayını çirkin herifler üstlenmiş, estetik kısmısını da bayanlar. İş bölümü diye buna derim!
-Şimdi bazı bayan okuyucular: "Ne yani, kadınlar edebiyatta, bilimde başarısız mı demek istiyorsun? Seksist herif seni!" diyebilirler. Şimdi eğri oturup, doğru konuşalım; Bir erkeğin doktor olması, aktör olması, ne bileyim mekan sahibi olması bir kızı etkileyebilir. Öte yandan; bir kızın sadece göğsünün çatalının gözüküyor olması erkeği etkilemede yeterlidir. Standartlarımız düşük bizim. Bu bağlamda, bir bayanın söz konusu alanlarda başarılı olup olmaması, bahsettiğim durumda pek etkili olmadığından yazma gereği de duymadım. Yoksa bi' sürü bayan doktor var, kadın pilot var, yazarlar var, var oğlu var..
-İnternet hala gidik. Bütün hevesim kaçtı be!
-Kısa keseyim bari ben de. Hem daha okula kayıt mevzusunun ikinci bölümü var, son yıllardaki favori oyunum "Fable: The Lost Chapters"la alakalı yazacaklarım var, futbol üzerine sıçacaklarım var, var oğlu var..
-Var var da var var!
-Yazıda inkar edilemez bir All-pie Er-them etkisi gördüyseniz, kusura bakmayın. Uzun zamandır yazmıyorum, Uykusuz'da da paso herifi okuyorum, böyle durumlar ortaya çıkabiliyor.
-Şimdilik bitti, okuduğunuz için teşekkürler. Aklıma bir şeyler gelirse, daha da yazabilirim. Şu an yollayamadığımdan (Ah Türk Telekom, vah Türk Telekom, sana benim götümün, sol lobu girsin Türk Telekom!) kaydetmekle yetiniyorum.
-Gene de eski "Tuvalette" yazılarını bulup, kaçıncı part'ta kaldığımı öğrenmeye üşendiğimden "Mutfak" mekanına bir meyil etmiş bulundum, tembelliğin bu kadarı!
-Partikül demek ne güzel şey yahu..
-Hehe, hepiniz partikül dediniz az önce-bence!
-Bir kısmınız da bunun ucuz bir espri olduğunu düşündü büyük olasılık..
-Partikül de mutfakta bulaşıkları makineye dizerken dilime düşüverdi. "Yemek partikülleri makinede tıkanma yapar, madem elimde yıkamak durumunda kalıyorum bu partikülleri, o zaman ne diye makinemiz var a.k." Ne işe yararsın lan sen?!

-Hastalandım. Domuz gribi oldum diye korktum ilk; ama telaşa mahal yok dedim sonra kendi kendime. Zira yeni aldığım GS antreman formama hayranlığımdan dolayı şort-forma gezip durdum evde. Boğazımı üşütünce de kick-box'a gittim inat style, sonunda böyle oldu.

-Kick-box dedim de, Ömer Hoca'ya burdan teessüflerimi iletmek istiyorum. Bana çıtkırıldım dedi! Yahu bünyem böyle ben n'apayım, eskiden daha kötüydüm üstelik. Spora da gitmesem, bi' gün yolda düşüp öleceğim durduk yere..
-Kış geliyor.
-Ablamla çıktığım alışverişte, ilk defa içime sinen bir mont aldım. Mont almak malum meşakkatli iştir. Outlet mağazalardan alınır genelde. Onun için de taa anasının nikahına gidilir hatta. Ben Metrocity'de buldum şansıma. Zaten outlet mağazalardan alınan montlar haddinden büyük olur ve sizi bir ilkokul çocuğu gibi gösterir. Benim daha önceki montum da söz konusu durumun tam örneğiydi yani. Bi' de garip bir tasarımı var, giyince Michelin lastiklerinin maskotuna benziyorum. O da deforme olmuş prezervatife benziyor zaten.
-Hatta ben bu prezervatif benzetmesini daha önce de yapmış olabilirim, hatırlayamadım şimdi.

Sapık gibi de bakıyor lastiğe, neresine dayamışsa.. Tövbe tövbe! Pis herif!
-Ulan (Ananı da al git!-Unutma, unutturma..) uzun zamandır şuraya böyle uzun yazı yazmıyordum. Yazacağım tuttuğu an internetin göte geleceği tuttu. Hiçbir yere giremiyor, msn açılmıyor, blogspot da yazdıklarımı kaydetmiyor. Bekle beni Wordpad..
-Stalker izledim, Andrei Tarkovsky'den. Tespitlerim var elbet, kendi sikko çapımda. Ama şu yazıya onu sıkıştırırsam kimse okumaz burdan itibaren. O yüzden Gökhan diye bir arkadaşıma "Film blog'u açalım mı lan?" diye teklif götürdüm, benim kadar hevesli olmasa da kabul etti. Sonra isim bulmaya çalışırken yorulup vazgeçtik. Belli olmaz gene de..

-Stalker'e götüm girsin bu arada. Ebem ağaç oldu. Ne uzun çekimler. Bazı sahneler görsel olarak şahane; ama bazıları da var ki bir Yeşilçam klasiğinde Tarık Akan, Gülşen Bubikoğlu'nun peşinden koşuyor kırlar ve ağaçlar arasında, o kadar özelliksiz. Orda diyaloğa dayanmış zaten çakal Tarkovsky..
-Gülşen Bubikoğlu da ne tatlı hatunmuş gençliğinde.

-Bu arada büyük yazarların Ruslardan çıkmasına hiç şaşırmıyorum. Adamların isimdeki taşaklılık oranına gel: Dostoyevski! Tarkovsky! Lebowski!
-Sonuncusu olmadı..
-Gerçi bi' de Gogol var mesela, "Mihehahü!" diye gülünesi..
-Ruslar bence en makbul millettir. Kızları mükemmele yakın, mükemmel ve mükemmel ötesi. Adamları desen çirkin mi çirkin; ama edebiyata, bilime, sanata katkıları yadsınamaz. Herifler, kız konusunda tehdit değil yani. Mesela İtalyanlar hiç öyle mi? Herif üçgen, hem de yakışıklı, üstelik doktor! Birini seç birini doyumsuz öküz! Ruslar'dan örnek al! Bilim, sanat, edebiyat olayını çirkin herifler üstlenmiş, estetik kısmısını da bayanlar. İş bölümü diye buna derim!
-Şimdi bazı bayan okuyucular: "Ne yani, kadınlar edebiyatta, bilimde başarısız mı demek istiyorsun? Seksist herif seni!" diyebilirler. Şimdi eğri oturup, doğru konuşalım; Bir erkeğin doktor olması, aktör olması, ne bileyim mekan sahibi olması bir kızı etkileyebilir. Öte yandan; bir kızın sadece göğsünün çatalının gözüküyor olması erkeği etkilemede yeterlidir. Standartlarımız düşük bizim. Bu bağlamda, bir bayanın söz konusu alanlarda başarılı olup olmaması, bahsettiğim durumda pek etkili olmadığından yazma gereği de duymadım. Yoksa bi' sürü bayan doktor var, kadın pilot var, yazarlar var, var oğlu var..
-İnternet hala gidik. Bütün hevesim kaçtı be!
-Kısa keseyim bari ben de. Hem daha okula kayıt mevzusunun ikinci bölümü var, son yıllardaki favori oyunum "Fable: The Lost Chapters"la alakalı yazacaklarım var, futbol üzerine sıçacaklarım var, var oğlu var..
-Var var da var var!
-Yazıda inkar edilemez bir All-pie Er-them etkisi gördüyseniz, kusura bakmayın. Uzun zamandır yazmıyorum, Uykusuz'da da paso herifi okuyorum, böyle durumlar ortaya çıkabiliyor.
-Şimdilik bitti, okuduğunuz için teşekkürler. Aklıma bir şeyler gelirse, daha da yazabilirim. Şu an yollayamadığımdan (Ah Türk Telekom, vah Türk Telekom, sana benim götümün, sol lobu girsin Türk Telekom!) kaydetmekle yetiniyorum.
Monday, October 5, 2009
Kısa Bir Şikayet
Bu akşam ablamla yürüyüşe çıkmışken, arkamızdan gelen bir grup apaçi sürüsü anıra anıra bir şeyler çığırdılar.
Söyledikleri şeyler bana ya da ablama yönelik değildi. Ama bu tarz adamların (!) yarattığı huzursuzluktan gına geldi bana! Kimse de çıkıp: "Eğitimsizler, senin sahip olduğun olanaklar onlarda yok, ailelerinden görmemişler, hede hödö.." demesin. Bu öküzlerin karakterlerinde barındıramadıkları en temel insanlık emarelerinin eksikliğinin yol açtığı hanzolukları çekmek zorunda değilim, ablam hiç değil!
Bizde bir kısım marjinal Trainspotting gençliği vardır, üstte yazdığım hayali diyalog tarzında cevaplar vermeyi mazlumun yanında olmak, dışlanmışı anlamaya çalışmak, empati kurmak falan olarak algılarlar. Ve bu tip insanların söz konusu tartışmada öne süreceği bir diğer yargı da şudur: "Sen kendini onlardan daha iyi mi sanıyorsun? Annenin karnından edep bilerek çıkmadın sonuçta, sonradan öğrendin, şanslısın." gibi gibi..
Kimseden iyi olduğumu düşünmüyorum. Sadece oturduğum caddede rahat gezmek, daha da önemlisi ablamın rahat gezebileceğini bilmek istiyorum. Ve tabi diğer ablaların, annelerin de..
Bıktım bu ülkenin kırosundan da, apaçi gençliğinden de..
Allah topunuzun belasını versin be! Ölseniz üzülmem yemin ediyorum!
Not: Kendi bokumla kavga eder gibi olduğumun farkındayım. Blog benim, çemkirmek istedim, bana ne..
Söyledikleri şeyler bana ya da ablama yönelik değildi. Ama bu tarz adamların (!) yarattığı huzursuzluktan gına geldi bana! Kimse de çıkıp: "Eğitimsizler, senin sahip olduğun olanaklar onlarda yok, ailelerinden görmemişler, hede hödö.." demesin. Bu öküzlerin karakterlerinde barındıramadıkları en temel insanlık emarelerinin eksikliğinin yol açtığı hanzolukları çekmek zorunda değilim, ablam hiç değil!
Bizde bir kısım marjinal Trainspotting gençliği vardır, üstte yazdığım hayali diyalog tarzında cevaplar vermeyi mazlumun yanında olmak, dışlanmışı anlamaya çalışmak, empati kurmak falan olarak algılarlar. Ve bu tip insanların söz konusu tartışmada öne süreceği bir diğer yargı da şudur: "Sen kendini onlardan daha iyi mi sanıyorsun? Annenin karnından edep bilerek çıkmadın sonuçta, sonradan öğrendin, şanslısın." gibi gibi..
Kimseden iyi olduğumu düşünmüyorum. Sadece oturduğum caddede rahat gezmek, daha da önemlisi ablamın rahat gezebileceğini bilmek istiyorum. Ve tabi diğer ablaların, annelerin de..
Bıktım bu ülkenin kırosundan da, apaçi gençliğinden de..
Allah topunuzun belasını versin be! Ölseniz üzülmem yemin ediyorum!
Not: Kendi bokumla kavga eder gibi olduğumun farkındayım. Blog benim, çemkirmek istedim, bana ne..
Subscribe to:
Posts (Atom)
