Önemli Uyarı!

Her ne kadar fanatik bir firefox kullanıcısı olup, internet explorer'dan nefret etsem de, blog'u explorer'la okumanızı tavsiye ederim. Daha az göz yoruyor.

Sunday, July 19, 2009

Pembe Çoraplı, Gün Işığı Aşığı, Kendini Bir Şey Sanan Temizlikçi

Annemin, yılın altı ayı İzmir'de ikamet etmesi nedeniyle evimizi oldukça dağıttığımız ve pislettiğimiz oluyor zaman zaman. E mecbur temizlikçi çağırıyoruz biz de iki haftada bir falan.

Şu ana kadarki en iyi temizlikçimiz, tartışmasız Saniye Abla'dır. Kadıncağız tek başına bizim bütün dağınıklığımızı toparlar, pisliğimizi temizler, üstüne çamaşırlarımızı halledip giderdi. Yastık kılıflarımız bile değişirdi valla. Annemin inceden hatunu kıskandığını bile düşünürdüm. (Tabi bunda babamın puştluk yapıp: "Saniye de ne güzel yapıyor evi yauv!" diye gezmesi de etkili olmuş olabilir.)

Saniye Abla bir hastalık geçirdi sonra. Ameliyat oldu falan ve yaklaşık bir yıldır temizliğe gitmiyormuş. Bu yaz sonu belki dönecekmiş sahalara. Üzüldük, kahrolduk ve geçmiş olsun dileklerimizi iletip yeni bir temizlikçi aramaya başladık. Önce Saniye Abla'nın bir yakını geliyordu; ama bizim dağınıklığımız da kadına ağır geliyordu. Annemin yardımıyla düzgün toparlayabiliyordu evi. Onunla da yollarımızı ayırdıktan sonra tekrardan transfere yöneldik ve gözlemcimizi bize yeni bir temizlikçi bulması konusunda görevlendirdik. (Gözlemci: A-leaf, ablam olur.)

Sonunda ablamın çalıştığı şirketin sahibinin annesinin temizlikçisiyle günde bilmem kaç paraya anlaştık. (Parayı görgüsüzlük olmasın diye söylemiyorum tabi ki.)
İşlerin yolunda gitmeyeceğini ben açıkçası anlamıştım. Çünkü annemin olmadığı, ablamın ve babamın erkenden işe gittiği evi temizlikçiye ben öğretmek durumundaydım. Bu da her şeyden önce erken kalkmayı gerektiriyordu ve lanet olsundu! Neyseki ablam temizlikçiye, kendi işe gitmeden biraz önce gelmesini tembihlemiş ki evi kendisi gösterebilsin. Kafası çalışıyor arada Allah için. Gerçi benim ablamın bu kararından haberim olmadığından, sabah 5'te Dexter izledikten sonra "Zaten sabah kadını karşılamam lazım; en iyisi hiç uyumayayım." şeklinde, uyku düzeni bozukluğumun pekişmesine neden olan bir karar vermem çok saçma oldu, hoş olmadı, güzel durmadı.

Cuma sabahı kapı çaldı. Ben sabahlamış vaziyetteyim, ablam işe gitmek için hazır. Mal gibiyiz anlayacağınız. Ve yeni transferimiz kapıda görüktü.

Görükmez olaydı.

Tabi önce hiçbir şey anlamadık bu gözlüklü, genel temizlikçi yaş profiline göre genç kaçan ablamızdan. Meğer bizi bir felaket bekliyormuş! Önce hızlıca kendini tanıttı. Sonra içeri geçip, sabah sabah nasıl arayıp da bulduğunu anlayamadığım enerjisiyle: "Ben kahvaltı getirdim, iki tane poğaça var! Bi' de perdeleri açabiliyor muyuz?" şeklinde coşkulu coşkulu konuşmaya başladı. Coşkusu biraz yatışınca ablam kadına evi göstermeye koyuldu: "Burası salon, önce burdan başlarsınız zaten. Süpürge şurda, temizlik malzemelerimiz burda duruyor." Bu arada kadın her girdiği odaya bakıp iki cümle söylüyordu: "Aaaa, çok fena burası!" ve "Perdeleri açabilir miyiz?"di söylediği cümleler. Benim odamda hayalkırıklığına uğradı tabi; çünkü benim perdelerim açılınca içeri vampirimsi bir mavilik doluyor ve aksine manzara ay değil, apartman boşluğu vaad ediyordu.

A-leaf gitmeden önce son bir iki ayrıntıya değindi. Ben de annemin daha önce uyardığı bir şeyi söyledim. "Ayrıca ben 3-4'ten önce kalkmam." dedim. "E odanız n'olcak?" dedi. "Ya siktir et odamı kadın!" diyecektim de, demedim. "Önemli değil, benim odam bi' süpürülse, bir de tozu alınsa yeter." dedim ve yatmaya gittim. Yatmaya gitmeden önce şu korkunç cümleyi duydum ama ablamdan: "Gerekirse bana telefon edersiniz ya da Can'ı uyandırırsınız zaten."
LAN! Neyseki korktuğum başıma gelmedi.

Yattım, uyudum ve 4'te uyandım..
Kadın hala gitmemişti. Evimizin ne kadar kirli ve dağınık olduğunu defalarca yüzümüze vurmuştu zaten; ama işinin bu kadar uzun süreceğini tahmin etmemiştim açıkçası. Diyaloğa girmemek için biraz daha uyumaya çalıştım. En fazla 5'e kadar oyalanabildim. Artık yatakta durmak istemediğimi fark ettim. Mecbur çıktım odadan. Şöyle etrafa bir göz gezdirdim. Koridor temiz; ama hala dağınık gözüküyordu. Sokak kapısının önünde içinde çöplerimizin durduğu çöp kutuları duruyordu. Garipsedim. Salona geçtim, daha iyi gibiydi. Gene de masada göze çarpan bir dağınıklık söz konusuydu. Mutfağa baktığımda tezgahın da pek toplanmadığını, ayrıca masanın üstündeki küllükten kadının da sigara içtiğini fark ettim. Hoşuma gitmemişti bu ayrıntılar. Ama sonuçta evin oğluydum ben. Ne anlardım ki a.k. temizlikten? Annem olduğunda da ev bi' dağınık gözükürdü gözüme, sonra annem iki üç şeyi kaldırırdı, gayet düzgün görünürdü ortam.

Sonra ne oldu pek hatırlamıyorum açıkçası. Çünkü yeni uyanmıştım ve kadın benden yardım istiyordu. "Süpürgeyi yerine götürür müsün, benim 6'da otobüsüm var da. Saatte bir geliyor biliyor musun?" falan dedi. "Tabi." dedim, kaldırdım süpürgeyi kadın odamı süpürdükten sonra. Masamı temizlerkenki "Oy oy oy, bütün Can'lar böyle mi acaba?" şeklinde protestolarını da "Ehehe!" diye gülerek geçiştirdim annem beni kibar ve insanların ayılıklarına tahammül edecek bir çocuk olarak yetiştirdiğinden.
Bu sırada ablamın odasına bir göz gezdirdim. Yatağının üstünde katlanmamış, hatta çamaşır makinesinin sıçtığı bok yığını gibi görünen temiz çamaşırları gördüm. İçeri gittim, kadın çarşafımı ve pikemi kaldırıyordu. "Yatağa gerek yoktu ya.." dedim otobüsünü düşünerek. Kadın bunu o kadar ciddiye aldı ki, gittiğinde yatağım eskisinden daha dağınık gözüküyordu. Ben hala olayın ciddiyetini anlamamışken, kadın gitti, ablam geldi. Ve onun tespitleriyle olayın vehameti kafamda iyice netleşti.

"Yahu bu salonun masasının hali ne?! Bulaşık makinesini boşaltmamış, kendi yediği içtiği şeyi bile tezgahın üstünde bırakmış! Çöpleri çıkarmamış, tuvaletin çöpleri niye koridorda duruyor?! E banyoda koca yığın çamaşır duruyor?! Eyvallah yerleri falan silmiş de, niye hiçbir yeri toplamamış adam gibi?"
Böyle diyordu ablam. Bu sefer yanılmamışım meğersem. Ev cidden dağınık kalmış. En çok takıldığımız iki şey şu oldu ama: 1. Çöpleri koridora çıkarması. 2. Yatağımın dağınıklığını toparlayacağım diye yatağı daha da çok dağıtıp "Sen sonra düzlersin bunu." diyip gitmiş olması.

Başta anlamıştım ama kadının manyak olduğunu. İnsan ilk defa temizliğe geldiği evde o kadar coşkulu olup, pembe çoraplarıyla manken gibi yürümeye kasmaz ki. Zaten manikür pedikür dersi alıyormuş, temizlik işini bırakacakmış. İyi bir kariyer hamlesi kendi açısından; zira temizlik olayını pek beceremiyor.
Olan bizim paraya ve sinirlerimize oldu tabi. Hadi para insanın elinin kiri (Teyze style!) ama insanın cidden siniri bozuluyor be kardeşim. Tavırlı manyak karı! Siktir git lan! Siktir! ("Siktir"ler hızlı ve "s"leri vurgulu şekilde söylenir. Söylensin. Söyleyin..) Ev hala dağınık be!




Böyle bi' şey olsa canımı yesin. Yakından uzaktan alakası da yok ki..

3 comments:

La Santa Roja said...

Temizlikçi bulmak ne kadar zor bir uğraşı haberin yokmuş anlaşılan :D Bir tane adam gibi buldun mu bırakmayacaksın.
Bir de bu chat kutusu ekleme modası nedir ya?! Ofis bağlantısı direk blockluyor sayfayı, o blocklamadan yorum gönder kısmına basmaya çalışarak maraton yaptırıyonuz bana aaa

doRy said...

Benim bir tiryakiliğim var türk kahvesi nerde kahve ben yaparım. Şu ocağın oraya bi tepsi bi şi koysanız çok uğraştım çok yağlanmış. töööbe

fooLya said...

Bizim eski bir temizlikçi vardı Yazgülü, Samsun'u arayıp duruyordu biz evde yokken. Fatura da dökümlü geliyor, üst üste tekrarlanınca böyle annem koyduydu kapının önüne. Temizlikçi aramak büyük dert valla güvenilir olacak da efenim işini iyi yapacak da bir sürü şey. Ayrıca bu temizlikçi isimleri üzerine inceleme yapmak lazım. Mesela neden birçok temizlikçinin adı Kezban?