Önemli Uyarı!

Her ne kadar fanatik bir firefox kullanıcısı olup, internet explorer'dan nefret etsem de, blog'u explorer'la okumanızı tavsiye ederim. Daha az göz yoruyor.

Sunday, November 30, 2008

Tuvalette Amansızca Gelen Yazma İsteği Pt.6

-Öncelikle itiraf etmeliyim ki, yazma isteği tuvaletteyken gelmedi. Ama tuvalete gidip de Uykusuz'a bakınca biraz, yazacak 1-2 ekstra şey buldum. O yüzden güzel yani tuvalet. Kokusu dışında..

-Fredi Blogger diye bir şey çıktı ablamla msn'den konuşurken az önce. Odası üç metre ötede halbüsü. (Teknolojinin aile yaşamına etkisi şeklinde yazı başlangıcı, alın götünüze sürün..)

-Uykusuz demişken, ordan devam edeyim: Genç çizerlerden Ender Yıldızhan. Çok başarılı. Son zamanlarda dikkat ediyorum, ciddi ciddi kendini bulmakta. Hele son yarattığı tipleme "Dünya'nın En Zengin Civcivi Kaslı" yardırmakta. En son sayıda *KARİKATÜR SPOILER'I* İşadamı Bay Kaslı'nın, tartıştığı çalışanı Ümit Bey, kulüpte golf oynarlarken golf topu yerine Civciv Kaslı'ya vurması, tuvalette işimin daha şiddetli ve çabuk bitmesine yol açtı adeta. (Bu ayrıntıyı bilmeseniz de olurdu eminim. Ama ben böyle pis bir adamım. Mutlu muyum? Bilmiyorum.)



-Gene Uykusuz'da gördüğüm bir mevzu: Ersin Karabulut'un, kızların nasıl şekilli adama yöneldiğini; "Önemli olan insanın içi.." diyen birçok kızın aslında ikiyüzlü ve zayıf olduğunu gözler önüne serdiği hikayeciği.. Üzgünüm, bilhassa feminist bloggerlar varsa aranızda. Ama kızlardan genel olarak tiksinmekteyim. İster kuyruk acısı diyin, ister o senin eksikliğin.. Benim için durum budur.

-Yiğit Özgür karikatürü, Fakir-Zengin diyaloğu:

F: Vay İhsan, parayı bulunca bizi unuttun.
Z: Hayır, sizi unutunca parayı buldum!
F: Nasıl?
Z: İyi günler..
F: Kafalar karıştı.

Düşündürücü..

-He, erkek cinsi olarak biz bi' sikim miyiz? Hayır tabi ki de. Onu da bir Umut Sarıkaya karikatürü analiz ederek Uykusuz mevzusunu kapatalım:

Eleman: Ya Melis, ben zor adamım. Kimseye bağlanmak istemiyorum. Özgürlüğüme düşkünüm, üzerim seni! Zor bi' insanım ben, anla beni!,
Kız: Neden ya Tunç? Neden? NEDEN?

Bu karikatürdeki elemanın içinde bulunduğu psikoloji şudur: Yıllar yılı abaza gezdim. Düzenli bi' kız arkadaşım elbet olsun isterim aslında, hiç yoktan iyidir. Ama seksin nereden çıkacağı da belli olmaz. Her ne kadar benden bir Charlie Sheen olmayacaksa da, en ufak bir ihtimali değerlendirmek yegane hedefimdir, amacımdır. Yoksa özgürlük mözgürlük, bu sikkafalılıkla hak getire.

-Geçenlerde felsefe dersindeyiz. Hocanın ters bir gününe mi denk geldi nedir, her ağzını açana laf koyup duruyor kadın. Saygı duymakla beraber, fena da tırsırıyoruz. Derse bağladık konuyu ve septik düşünceyi benimsemeye karar verdik; "Hiçbir yargıda bulunmazsan, haklı ya da haksız olma ihtimalin de ortadan kalkar. Böylece hiç yanılmazsın."dır düsturumuz. Clerks II denen müthiş filmin sloganı da benzer bir felsefe içerir:

With no power comes no responsibility!



-Into The Wild denen çok acayip filmin soundtrack'i daha filmi izlerken dikkatimi çekmişti. Sonunda üşengeçliğimi yenip indirebildim. Günlerdir dinliyorum. Eddie Vedder'da bir ses var zaten, adam konuşsa ağlarsın. Utanmadan oturmuş şarkı yazmış. Söz yazarlığına, besteciliğine, gırtlağına kurban ellaaaaaam:


Society, you're a crazy breed.
I hope you're not lonely, without me.
Society, crazy indeed...
I hope you're not lonely, without me
Society, have mercy on me.
I hope you're not angry, if I disagree.
Society, crazy indeed.
I hope you're not lonely...
without me.

-Nestle'nin sıcak çikolatası çok başarılı. Hele üşenmeyip, süt kaynataraktan yaparsanız daha da güzel oluyor.

-Benden önce bunu keşfetmiş olan vardır belki; ama gene de bahsetmek istiyorum. Otobüstesiniz, yorgunluk ve uykusuzluktan kafanız öne düşüyor. Gel gör ki, uyumak istemiyorsunuz. Çünkü belki benim gibisiniz; toplu taşıma aracında uyuduğunuzda salyanız akıyor önünüze, irkilerek ve yanınızdakini dirsekleyerek uyanıyorsunuz falan filan.. O zaman ne yapacağız? Sakız çiğneyeceğiz. Çok işe yarıyor cidden. Geçen cuma dershaneden çıkıp spora gittim. 5 saat uyumuşum, artık pilim bitmiş. Zaten saatte 12 km. ile yol alıyoruz akşam trafiğinde. Aklıma geldi, sakız çiğnemeye başladım. Anında uyandım. Ne kafam düştü sağa sola, ne salyam aktı öne arkaya. (Arkaya da nasıl olacaksa?!)

-Dün Beşiktaş'ta sağlam olaylar çıktı. 5 arkadaş geziniyorduk biz de apaçi gibi. Çok çılgın bir geceydi. Ama bu ayrı bir yazı konusu. Nereye yazılacak peki? Tabi ki yeni blog'a.. (A.k.a. Jail) Ehehe..

-Film olayına dalalım biraz o zaman:

The Monster Squad (1987)

Korku/Komedi tarzı filmlerin neredeyse tüm klişelerine sahip; ama içerdiği espri anlayışıyla bu tarz diğer filmlerden sıyrılan bir yapım The Monster Squad. Drakula, Dünya'ya kötülüğün hakim olması için bir plan yapar ve bu plan için dört efsane yaratıktan -Mumya, Solungaç Adam, Kurt Adam ve Frankenstein- yardım ister. Onları durduracak tek güç ise Monster Squad'dır. Ki kendisi 3-5 tane bebeden oluşuyor. Salak Amerikalı ilkokul çocukları. Film geyik tadında ama. Bazı replikler yardırmasyon.

Bebe 1: Kick him in the nards!
Bebe 2: He doesn't have nards!
B1: Just do it!

*Bebe 2 Kurt Adam'ın taşaklarına tekme atar. Kurt Adam yamulur.*

B2: Wolf Man got nards!

6/10




The Fall (2006)

Bu güzide filmimiz de 1920'lerin bir zamanlarında, Los Angeles'ta bir hastanede geçiyor. Yaşadığı ayrılık ve geçirdiği kaza sonucu bunalıma giren dublör Roy Walker (Lee Pace), kolu kırık küçük kız Alexandria'ya (Catinca Untaru) bir hikaye anlatmaya başlar. Film ve hikaye ilerledikçe, gerçek ve hayal arasındaki ince çizgi ortadan kalkacaktır diyerek iyice sinema.com'a bağlayayım.
Film gerek senaryo, gerek görsellik açısından çok başarılı. Sinematografisine bakacağım hatta şimdi kim yapmış diye. Değişik ve hayalgücünü harekete geçirmek isteyenler baksın derim.

8/10


Kung Fu Panda (2008)

Dreamworks'ten eğlenceli bir animasyon bu da. Po adındaki Kung Fu hastası pandamız (Jack Black) bir kaza sonucu, efsane kötü Tai Lung'u (Ian Mcshane) yeneceği rivayet edilen seçilmiş kişi olarak acımasız eğitmen Shifu'nun (Dustin Hoffman) eline bırakılır. Ne var ki, pandamız oldukça beceriksiz ve hormonludur. Aslında çok özellikli bir film değil ama iyi kotarılmış. Yer yer ciddi güldürdüğünü de söylemem gerek.

7/10




Wall-E (2008)



Animasyonun kralı kimdir? Elbette ki Pixar'dır. Peki Wall-E nedir? Pixar'ın yaptığı belki de en iyi iştir.
Wall-E, Dünya'nın artık yaşanamayacak hale gelmesinden sonra, Dünya'yı her türlü atıktan temizlemek üzere görevlendirilmiş robotumuz. Aslında kendisinden 100'lerce var; ama bir şekilde diğer Wall-E'lerin hepsi çalışmaz hale gelmiş ve esas oğlanımız, Dünya'da yapayalnız kalmıştır.
Günün birinde, Dünya'ya yaşam belirtisi aramak için bırakılan Eve isimli robotla karşılaşan Wall-E'nin yaşamı, Eve'e aşık olmasıyla kökten değişiverir.
Şimdi filmin genel konusu bu. Fakat filmde tüketim toplumunun aşırılıklarından tutun, en temel insan zaaflarına kadar sürüyle alt metin ve gönderme söz konusu. Ayrıca animasyondaki kalite ve gerçekçilik, küçük hareketler ve ayrıntıları, robot ve mekan modellemeleri ağzımı açık bıraktı. Millet neler yaratıyor dedim, kendimi kötü ve işe yaramaz hissettim. Bunalıma girdim desem yeridir. Kesinlikle izleyin diyorum.

9/10




Nosferatu, a Symphony Of Horror (1922)

Sessiz film döneminin en başarılı yapıtlarından bu da. Bir korku kültü, vampir Nosferatu. Hikaye klasik bir vampir hikayesi. E sessiz olduğu için diyalog da pek yok. Kıssadan hisse, filmde sıkılmanız olası. Ama biraz sabırlı ve dikkatli izlerseniz, sadece müzik ve görüntüyle nasıl atmosfer yaratılır, herkesin peşinden koşturduğu Gotik sinemanın temelleri nasıl atılır, anlıyorsunuz. Ayrıca makyajlar da çok başarılıymış. Meraklısı izlesin.

7.5/10




-Bu da son filmimiz olsun. Yoruldum. Hatta blog yazmaktan da yoruldum.

-Blog'u yazarken bir ara bir yerden bir şey okuyordum. (Bir bir bir BİİİİRRR!!!) Arkada da Into The Wild'ın soundtrack'i çalıyor. 2 gündür odamda dolaşan küçük bir sinek var. Zararsız ama. O geçti önümden. Ani bir refleksle iki elimin arasında öldürüverdim hayvancağızı. Arkada Eddie Vedder'ın sesi, elimde sinek ölüsü.. Üzüldüm lan. Valla içim burkuldu.



-GS çileden çıkarıyor beni! Skibbe'yi mi yollayacaklar ne yapacaklarsa artık yapsınlar. Bu kadar güzel takım kurdunuz, yöneten adam bulamıyorsunuz. En son Hacettepe'yi yendik ama teknik direktörleri kafayı yemiş hakem yüzünden. GS alnının akıyla aldı UEFA'yı, hakemlere ihtiyacı yoktur! Kızdırmayın lan beni!

-Altta Mad World şarkısı için "Dünya'nın en hüzünlü 3 şarkısından biridir." deyiverdim. Herkes "Diğer 2'si ne?" diyor. Yahu ne bileyim! Öylesine söyledim, düşünmedim ötesini.. LöL!

-Tahin-pekmez yiyorum son zamanlarda. Eskiden babam zorla yedirirdi zayıf bünyemi kuvvetlendirmek için. Şimdi antrenman öncesi kendi isteğimle yiyorum, hastasıyım. La bu sefer de annem ablam falan çömüyor tahin-pekmezime.. Görseniz, en son 5 yıl önce girmiştir eve söz konusu yiyecek. Rahat bırakın lan tahinimi pekmezimi!



-Tahinle pekmez de ayrı ayrı ne iğrenç şeylerdir ha!

-Yemekten devam ediyorum ister istemez. Pastane simidini alınız, siz yiyiniz. Yavaştan bayatlamaya başlamış sokak simidi gibisi yoktur!

-Az önce fark ettim, üstteki son 5 maddenin hepsi ünlem ile bitmiş. Vurgularım, akıllı olun!

-Lan bak gene..

-Son zamanlarda ruh halim epey bir gidişli gelişli galibe. Zira last.fm'imin haftalık popüler sanatçılarına baktım: Morphine (Jazz/Rock/Jam Band), Eddie Vedder (Hüzünsel insan), Slayer (Speed Metal), Ramallah.. (Filistin Hardcore) Bu ne be?!

-Kitap okuyorum şaşırtıcı ama gerçek! Oliver Sacks-Karısını Şapka Sanan Adam.. Ünlü nörolog, Profesör Doktor Oliver Sacks'in, karşılaştığı ilginç vak'aları, hastanın psikolojisine inerek anlattığı, akıcı ve "okunan" bir kitap. Çok enteresan şeyler var, insanı düşündürüyor. Bakın derim.

-Eh artık bitirelim. Zira msn'de pek güzel bir kız var, blog'u yazmamı bekliyor muhabbet edelim diye. (Yazdım sayılır seni, oldu mu?)

-Ehehehe, çapkınselmo..

-Ehh, dağılın lan!

4 comments:

Alässe_isis said...

paracıklarını yakaraktan eski arabasıyla yabana doğru (bir aralar filmi türkçeye bu şekilde çevirmişlerdi de nasıl yarılmıştım asdsadfsafda) ilerlerken society ne güzel de gidiyor yahu. çok canım çekti izleyeceğimdir tekrardan.

bu arada ben wall-e nin gözlerine baktıkça ağlamaklı oluyorum yahu. zor bitti film. ağlicak bişey kalmadı mı? deme yahu, çok hüzünlü bakıyorum yiğidim, wall-e 'm...

La Santa Roja said...

Bu kadar uzun post mu olur yahu?! Bundan kırpıp 4 tane çıkardı vallaha. Bu arada dün, yani pazar günü saat 13:00 sularında ben de Karısını Şapka Sanan Adam'a başladım; çüşş!

(Süper)Cem said...

Hacıselmo, beni de gaza getirdin, indiriyorum Into The Wild soundtrack albümünü. Şimdi efendim şu Wall-E denen görünce insanda sarılma isteği yaratan robotun filmini hala izleyemedim. Bu aralar o kadar çok film izledim, o kadar gereksiz film indirdim, o kadar çok film izlemem gerekmekte ama bir türlü bu blog insanlarının izleyip yazdıklarına sıra gelmemekte.. İnsanlar anlatıyor, altlarına şöyle iftiharla yazamıyorum "hehe, ben de izledim onu" diye. Hep old school korku filmi ararsan böyle oluyor tabi.. Neyse, ok,bye..

Mimi Wonka said...

Kör olcam senin yüzünden! Okudum hepsini tabi ki de, filmleri süper izlemediklerimi izleyeceğim.